Yemek bitti. Hesap geldi. Arda cüzdanını çıkardı, kredi kartını uzattı. “Ben öderim,” dedi. Aslı “Paylaşalım mı?” diye sordu. “Yok canım, erkek adam öder,” dedi Arda, gülerek. Ama gözleri telefondaydı.
“Ne o zaman?”
Arda’nın gülümsemesi dondu. Telefonu hâlâ elindeydi. “Yani?”
Oysa sorun vardı. Sorun, üç aydır bu randevuyu erteliyor olmasıydı. Sorun, her buluşmalarında aynı şeydi: o gelir, Aslı beklerdi. Küçük bir şeydi belki, ama küçük şeyler… işte onlar birikirdi. Erkekler Ne Ister
Garson geldi. Arda aceleyle bir şeyler söyledi, Aslı’ya sormadan iki kişilik bir şeyler ısmarladı. Şarabı da o seçti. Aslı, “Aslında ben beyaz tercih ederim,” diye mırıldandı ama sesini duyuramadı. Ya da duyurmadı.
Vali arabayı getirdi. Arda hâlâ bir şey diyememişti. Aslı çantasını omzuna astı.
“O ofisteki kızlar ne manyak,” diye lafını kesti Arda. “Seninki de öyle mi?” Yemek bitti
“Efendim?”
Aslı gülümsedi. “Sorun değil.”
Yemek boyunca Arda işten bahsetti. Terfiden, yeni projeden, patronun ne kadar haksız olduğundan. Aslı dinledi. Başını salladı. “Anlıyorum,” dedi. Sonra, araya girmeyi denedi: “Ben de geçen gün ofiste…” “Ben öderim,” dedi
Yürüdü. Arkasından bakakaldı Arda. Elindeki telefon titredi, bir bildirim geldi. Ama bu sefer bakmadı.
Aslı cevap yazmadı. Pencereye gitti, dışarıdaki ışıklara baktı. Belki bir gün, diye düşündü. Belki bir gün bir erkek gelir, sorar: “Peki sen ne istiyorsun?”
Arda gülümsedi, kendinden emin. “Seks, ilgi, yemek. Sırayla.”